bahis logo Euro 2008 futbol bahisklavuz mainlogo
bahis button bahis button
bahis button
bahis button bahis button bahis buttoj
bahis button
 
Diger
51.000 bahisci
ile tahminlerinizi
paylasmak isterseniz
bahis button
bahis button bahis button
bahis button
 Eniyiler +/-
 Captain 740,32
 SteweNash 302,18
 heartbreaker 228,20
 uniforce 213,00
 NikeFootball 180,80
 BeşiktAŞK 178,05
 fantom 177,80
 NervaLL 173,00
 MaTaDoRrE 169,20
 actionmax 166,80
 chao 163,86
 rebirth 158,45
 bakardicola 146,64
 srcntulgay 122,47
 Fabrizio 121,75
 sucukhackmack 113,20
 seytan 110,80
 feyy 98,87
 Alper1905 92,90
 beer 90,00
 meccaz 89,47
 majdan 88,72
 Umut 85,20
 FireSouL 82,60
 Blues 78,28
 halimizduman 70,70
 salihkas 67,37
Full Tablolar
bahis button
bahis button bahis button

Bahis Araçları
Asian H Makınası
Iban Hakkinda
Sözlük - Tercüme
Oran Dönüştür
Bahis Oranları
Tv'de Spor
Canlı Skor
AktifOranlar
BK-FotoAlbum

Açık bahis tahminleri
Sweden 1

Toplamlar 2007/2008
Toplam tahmin 3550
Biten Tahmin 3546
Dogru Tahmin 1872
Yanlis Tahmin 1640
Acikta Olan 1

Dost Siteler
Bahis Medya
Soccer betting


NBA terimleri sözlüğü

Airball: Şut çekildiğinde topun ne çembere, ne potaya değmemesi. 

Alley-oop pass : Rakip potaya yönelmiş bir oyuncuya atılan yüksek pas. Elemanın topu havada yakalayıp smaç atması yahut çemberin içine bırakması ile son bulduğunda daha da şık olur ve asist sayılır. NBA'de sıkça rastlanan bir hareket,   fakat bizde olunca jeneriğe girer. 

Assist
: Sayı pası. 

Backcourt
: Rakip sahada, yani hücumdayken defans sayılan oyuncular. Genellikle gardlar.

Backcourt violation: Hücum eden takım karşı takımın sahasına girdiğinde bir baskı ile karşılaştığı anda yada karşılaşmaksızın kendi sahasına dönüp tekrar topla oynarsa geris aha ihlalline girer ve top kaybı olarak nitelenir. 

Backdoor
play: Top yüksek posttaki adama geçirilir. Savunmanın dikkati buna çekilmişken ters taraftan bir oyuncu kat eder ve ona pas çıkarıldığında açık şutla basket şansı bulur.

Backup: İlk beşte yer alan pozisyonların birinde oynayan oyuncuların yedeği.

Ballhandling: Top hakimiyeti... Bunu iyi kuygulayan elemanlara "ballhandler" sıfatı yakıştırılır. 

Bank
shot: Panya tabir edilen, "backboard" yahut "glass" olarak da bilinen, çemberin ardındaki dik düzleme çarptırılarak atılan şut. 

Baseline
: İki potanın arkalarında yer alan, sahanın bitiş çizgisi. "Endline" diye de bilinir ama kullanılmaz pek. 

Bench
: Yedekler. 

Bounce pass
: Yerden sektirilerek atılan pas... Arapaslarında çok elverişli bir stildir. 

Box
out: Ribaunt için avantaj sağlamak amacıyla, vücudunu kullanarak rakiple pota arasında pozisyon almak.

Breaking ankles: Crossoverla rakibi geçerken rakibi dağıtıp ters   ayakta kalmasını sağlayan hareketin adı.

Brick: Topun, basket olmakla alakasız biçimde ve sert şekilde panyaya yahut çembere çarpıp uzağa sekmesine yol açan dengesiz şut. (Bunları atanlara da "stone hand/taş elli" denir!)

Body up someone: Savunmada vücudu kullanmak. Faul yapmadan yahut hakemin görmeyeceği stillerdeı faullu hareketlerle rakibi sindirmek, matchup'ı canından bezdirmek. 

Bunny
: Markaj altında değil de son derece serbest pozisyonda atılan orta yahut kısa mesafeli, basket olması çok yüksek ihtimalli şut. "Snowbird" de denir. 

Bury
: Orta/uzak mesafeli şutu gömmek. (Yani sayı olması.) "Drain" tabirini de kullanırlar yerine...

Butcher: Kelime anlamındaki gibi, aynen; kasap.Sık ve sert ı  faul yapan oyuncu.

Buzzer:? 24 saniye süresi bittiğinde, periyod bittiğinde ya da maç bittiğinde çalınan düdük 

Charging
: Hücum faul.

Cheerleader (chick): Amigoluk yapan kızlar …Diğer tabiri ile pon pon kızlar

Cherry picking: Savunmaya fazla takılmadan, rakip top kullandığında ufak ufak ileriye tüyerek, pası aldıktan sonra beleş sayı atmak.

Charity line: "Charity", hayır işi vs. demek. Deyim, serbest atış çizgisi için kullanılıyor. Faul atışları, kolay sayı bulma kaynağı olduğu için. Gelin görün ki Shaq, Ben Wallace gibi "stone hand" adamlara pek faydası dokunmuyor bu hayırsever çizginin!

Crash the boards:
Bir uzun adamın pota altında dominant bir maç çıkarıp yüksek miktarda (20 civarı filan) ribaunt alması. Yahut elemanın bilmemkaçlık maçlık bir seri ya da ay veya sezon boyunca yüksek (mesela 13-15 filan) ribaunt ortalamasını yakalaması. 

Coast
-to-coast: Sahanın bir ucundan ötekine atılan pas yahut şut.

Crossover: Son derece mühim ve etkili bir driplingle adam geçme hareketi. Karşındaki savunmacının üzerine top sürerek giderken, sağından geçecekmiş gibi, topu da sağ eline alıp vücudunla oraya hamle edersin, rakipte geri geri kendi soluna gitmeye çalışır, o sırada   aniden çapraz driplingle topu sola geçirip acar bir vücut çalımıyla elemanı dağıtır, ters tarafından geçer gidersin. Crossover'ı iyi olmayan, iyi gard/forvet olamaz.

Cut: Tam manasıyla kesmek…Top kesmek ,atak kesmek…v.b 

Dead-ball foul
: Top oyunda değilken ve saat işlemiyorken yapılan faul.

Death valley: Ölüm vadisi anlamına gelen bu dramatik terim, sahada basket kaydetmenin çok zor olduğu anlarda kullanılır. Genelde süper forvetler ve pivotlar arasında dişe diş ribaunt mücadelesinin filan geçtiği, sert savunmanın yapıldığı pota altları kastedilir.

Deny the ball: Çok yakın ve sıkı savunma yaparak bir rakibin top almasına engel olmak.

Dipsy-doo: Top hakimiyeti yüksek, dripling ustası gardın fantaziye kaçıp top sürerken, pas verirken, fake atarken vs. varyasyon çekmesi, seyircinin gözüne girmesi ve koçun da gözüne batması!

Dish out: Asist yapmak Hani futbol argosında   "al da at" tabir edilen paslar var ya, ondan. Hatta Kukoc'un Bulls'daki ilk yılında, süper asistleri yüzünden lakabı "garson" olmuştu. 

Double
-team: İkili sıkıştırma. Topa hakim rakip oyuncuyu iki adamla birden savunmak. Geçen sezona kadar, alan savunması yasak olduğu için, topsuz adama ikili sıkıştırma yapılamıyordu çünkü "illegal defense" oluyordu. Artık o da serbest. 

Downtown
: Potaya çok uzak mesafe. Minimum, üç sayı arkının dışarısı...

Dribble : Dripling. Topu yerde sektirmek, sürmek. 

Dunk
: Smaç. Slam, slam dunk, jam de deniyor.

Encore: NBA Action programının NBA terimi haline getirdiği bir tezahürat lafı. Anlamı: Bis... Yani; bi daha, bi daha! 

Fast
break: Hızlı hücum 

Field
goal: Sahanın herhangi bir yerinden atılan basket. 2 sayı, 3 sayı da dahil. FG diye tabir edilir 

Flagrant
foul: Rakibe gereksiz ve sert faul yapmak. Hakemin yorumuna bağlı bir karar. 

Foul
trouble: 6 faulle diskalifiye olmaya yaklaşmış, dolayısıyla daha dikkatli oynaması gereken oyuncu. Genelde 4 veya 5 faul yapmış olanlar bu kategoriye giriyor. Erken alınmışsa bazen 3 faul de olur.

Franchise: Takımla ligde mücadele eden organizasyonu en geniş anlamda tanımlayan sözcük. Örnek vereyim zira anlamı derin; mesela Lakers franchise'ı denince, Los Angeles Lakers değil, eskiden Minnesota'da kurulu, Minneapolis Lakers olarak NBA'de mücadele eden, ardından kent değiştirerek (relocation) Los Angeles'a taşınan takımın, geçmişinden bugüne tümü kastediliyor. "Franchise", bu anlamından hareketle, bazı dominant oyuncular için de kullanılabiliyor, "tek başına takıma bedel" anlamında, "franchise player" olarak.

Free agent: Herhangi bir takımla kontratının süresi sona ermiş yahut ilgili maddeler kullanılarak kontratı kendisi, takım yahut komisyon tarafından iptal edilmiş oyuncu. 

Frontcourt
: Rakip sahada karşı potaya yakın oynayan elemanlar. Genellikle uzunlar, pivot ve forvetler. 

Garbage time:
. Bütün süperstarların bir adet garbage-time yedeği bulunur. Genelde yıldız oyuncu ortalığı kasıp kavurup "ben bir Gatorade içeyim" der (ki bu da, sonucu belli olmuş bir maçın sonlarına denk gelir), sonra bu arkadaşlarımız koçun emri ile oyuna dahil olurlar. Maçın kaderini değiştirecek zamanları ise havlu sallayarak veya benchte yanında oturan takım arkadaşı ile itişip kakışarak, hayvan şakası yaparak geçirirler. 

Give-and-go
: Futboldan verkaç olarak bildiğiniz hadise... Topu arkadaşına pas verip kat etme.

Glass cleaner: Ribaunt işinde ustalaşmış ve bu kategoride ortalaması yüksek eleman. Rodman olur, Jayson Williams olur... Yaşayanlardan Mutombo, zaten bu işin profesörüdür. Oyunucunun   illede   uzun olması gerekmez. Marion gibi undersized oyuncularda   da glass cleaner çıkabiliyor. 

Goaltending
: Hakemin, girmemiş olan bir şut için sayı kararı vermesi. Sebepleri, şut potaya doğru inişe geçmişken savunma oyuncusunun dokunması, panyadan sekmiş çembere giden bir topa temas (inişte olmasa bile) veya çemberin üzerindeki hayali silindirin içinde olan topa müdahale etme. 

Gunner
: Silahşor. Zırt pırt şut kullanan. Mesela Ivy, Stack vs. 

Hand-checking
: Savunmacının, defans yaptığı rakibe eliyle şarj uygulayarak pozisyonunu bozması. Elini ancak koyabilir, iter yahut çekerse, hand-checking violation, yani faul olur. 

Hang time
: Şut, smaç yahut turnike (drive) için sıçramış oyuncunun havada kalma süresi. (Jordan, Carter, Kobe gibilerinki hang hour da sayılabilir! 

High post
: Serbest atış çizgisinin dolayları...

Home/road games: Home game, takımın kendi sahasında yaptığı maç demektir. Road game iise deplasman maçı demek

Hook shot : . Çengel atış. 

Hoop
: Çember. Argoda ise baskebol anlamında. Let's play hoops! 

J
: Cemşat. 

Jump ball
: Cembol. Hava atışı. Hakemin işin içinden çıkamadığında verdiği karar. Duruma göre santrada yahut yakın olduğu potanın faul çizgisi üzerinde vuku bulur. 

Jump hook
: Sıçrayarak hukşat. Yolunu bilirsen, blok yapılması imkansız şut. 

Lane
: Boyalı alan, üç saniye koridoru, bizdeki ampul! "Key" yahut "paint" diye de bilinir.

Larry Bird hakları: Bir takımda en az üç yıl oynayan oyuncunun o takımla tekrar anlaşmak için kazandığı ekstra kontrat ve ücret avantajları. Larry Bird haklarını alan oyuncu, NBA kuralları gereği, free-agent olduğunda eğer takımıyla tekrar anlaşırsa, başka takımlarla yapabildiğinden daha yüksek ücrete sözleşme imzalayabilir. Mesela kendi başına farklı bir takımla 4 yıllık sözleşme yaparsa, yıllık artış olarak maksimum yüzde 10 alabilir. Oysa Bird hakkını kazandığı takımla kontrat yenilerse, bu artış yüzde 12.5 olabiliyor. Yine Bird hakkıyla aynı takımla kontrat yenilerse süresi 7 yıl olabiliyor fakat başka takıma giderse maksimum 6 yıl için imzalayabiliyor. (Örn: Chris Webber, Allan Houston, Michael Finley gibi oyuncular bu off-season'da takımlarıyla, kazanmış oldukları Bird haklarını kullanarak maksimum süre ve/veya ücrete anlaşmalar yaptılar. Eğer sign-and-trade olmadan başka takıma gitselerdi, bu ücretleri/süreleri alamazlardı.) Bird hakkı kullanılarak kontrat yenilenen oyunculara verilen bu ekstra ücret ve yıllık artışlar, salary cap'e dahil edilmiyor. Bu kuralın çıkışıyla birlikte yararlanarak ilk kontrat yenileyen oyuncu Celtic Larry Bird olduğu için adı da öyle kaldı. Benzer şey, daha az bir ekstra ücret ve yıllık artış oranıyla, takımında iki yılını dolduranlar için "Early-Bird hakları" ismiyle de kullanılıyor. Fakat tabii iki yıl oynayıp Early-Bird haklarıyla kontrat yenilemektense oyuncu bir yıl daha direnip sonra Full-Bird haklarıyla maksinun sözleşme yapmayı tercih ediyor.

Layup: Turnike diye bildiğimiz hareketin sonunda topu çembere bırakmak. Fakat NBA'de layup'ın illa ki üçadımdan sonra olması gerekmiyor. Aldın asisti pota altında, zıpladın ve mesela finger roll yahut baby hook ile fileye bırakabiliyorsunuz

Loose-ball foul: Top hiçbir takımın kontrolünde değilken yapılan faul. Mesela ribaunt mücadelesinde veya boşta yuvarlanan topa koşarken... 

Lottery
: Playoffa giremeyen takımlar arasında çekilen ve draft ilk turundaki ön sıralarda kimin seçim yapacağını belirleyen kura.

Low post: Potanın iki yanındaki bölgeler.

Money shot: Kendi şutunu yarattıktan yahut rahat top kullanabilecek yere tüyüp asisti aldıktan sonra basketi lambalamak. Daha ziyade üçlükler için söylenir. 

Net
: File

Nothing but net: "Tuf" sesi çıkararak çembere değmeden giren şut. Deliksiz! Ortaokulda oynana malum oyunda iki sayı yerine geçer! 

Outlet pass
: Savunma ribaundu aldıktan sonra, fast break'e kaçmakta olan, yarı sahada yahut daha da ilerideki bir arkadaşına pas atma. Pas eğer, çoktan rakip potaya yanaşmış bir elemana ve tek elle atılmışsa, "baseball pass" denir ve yukarıda izah ettiğim "coast-to-coast" terimi de geçerli olur. 

Over the limit
: Takımın bir periyodda dört faul limitini aşması. Karşı takım   bu limitten sonar artık her faulde serbest atış kullanacak. 

Overtime
: Oyunun uzatmaya gitmesi... Bir tanesi 5 dakika... Biri önde bitirene dek tekrarlanır

Palming : Dripling yaparken elini, topu avuçlayacak şekilde alta getirmek. Topu taşımak.

Penalty situation : Over the limit ile aynı şey. 

Pick
: "Screen" de denir. Perdelemek. "Skrin koymak" da denir... Takım arkadaşının peşindeki rakip savunmacının koşuyoluna önceden gelip dikilmek. Hareketli olursan hücum faul çalınır.

Picpocket: "Steal" diye de açıklanan   top çalmanın, çaldıranı iyice yerin dibine batıran söylemi... Hani nasıl "steal" çalmak demek, "pickpocket" da yankesicilik anlamına geliyor zaten.

Pickup games: Antrenman maçları. Genelde tek pota.

Pick-and-roll : Top süren arkadaşına perde koyup içeri devrilir, sonra onun pasını alıp şutu kullanırsın. İyi yapmışsanız, pası aldığında rahat şut atarsın. 

Pill
: Hap demek ve top için kullanılır. 

Player-control foul
: Hücumdayken fakat şut kullanmıyorken yapılan faul. 

Point guard
:! Oyun kurucu..

Possession: Top hakimiyeti 

Power forward
: Uzun forvet. Hem sayı atıp hem ribaunt alan oyuncu 

Press
: çok yakın savunma yapmak. Baskı. 

Pump fake
: Şut atarken önce topu kaldırıp sonra geri çekip savunmacı rakibe aldatma vermek.

Putback: Çemberden dönen topu içeriye itelemek. "Tip in" de tabir edilen tamamlama hamlesi.

Quadruple-double: Dört kategoride birden iki basamaklı sayılara erişmek. Mesela 32 sayı, 16 ribaunt, 11 asist ve 10 blok. Hakeem'in yapmışlığı vardır, bir de Amiral.

Rainbow: Uzaktan atılan bombeli şut.

Rainmaker: Karşılaşmanın son anlarında, gitti denilen maçı çok zor şartlar altında kullandığı bir şut ve muhtemelen üçlük bir basket ile çeviren, uzatmaya götüren yahut kazanan eleman.

Rebound: Dönen topu almak 

Rejection
: Top kesme.

Reverse: dripling esnasında aniden 360 derecelik dönüş yaparak karşıdaki savunmacıyı ekarte etmek. Dönüş tamamlandıktan sonra dripling, top dönüşten önceki tarafın aksi yönüne geçirilerek sürülmeye devam edilirse daha hoş bi demarkaj elde edilir. NBA'de "spin move" diye tabir edilir. (reverse jam ve reverse layup diye terimlere de önayak olmuştur bu sözcük ki, ilki ters smaç, diğeri ise ters turnike olarak dilimizde mana bulur.)

Rim: Çember. 

Rock
: Kaya anlamında, top için kullanılır.

Rookie: Çaylak adam. NBA'de ilk sezonunu oynayacak, oynamakta yahut henüz oynamış olan

Run-and-gun: Ofans transition'a dayanan, takımın hızla hücuma çıkıp etkili şutörleriyle rakip savunma yerleşmeden sayı bulmasını ifade eden bir oyun tarzı terimi

Running jumper: Jumpshot'ın aksine, hareketli halde atılan şut

Sag : Savunmada kendi adamını bırakıp ikili sıkıştırma için arkadaşına yardıma gitme. 

Screen
: Perde. 

Set shot
: Hücum seti sırasında boş kalıp sıçramadan atılan şut. NBA'in ilk yıllarında kullanılan birşeydi, artık çok nadiren rastlanıyor. Esasen Sam Perkins dışında yapan kaldığını sanmıyorum.

Set someone up: Takım arkadaşına elverişli şut yahut sayı atma pozisyonu yaratmak

Sharpshooter: Boş bıraktığın an açık alandan genelde üçlükle cezayı kesen keskin nişancı şutör demek. Zamanında Steve Kerr, Dan Majerle, Glen Rice böyle adamlardı. Favorim ise Rex Chapman'dır.

Shoot the lights out: Her attığını sokmak. "He's hot" veya "he's on fire" diye de tanımlanır. Bu formata giren adam, kariyerine muhtemelen 40-50 sayılık, torunlarına anlatacağı bir maç eklemek üzeredir. 

Shot clock
: Hücum süresi olan 24 saniye... Şutu çektin, çektin... Olmadı, ver topu rakibe.

Shooter's bounce: Şutun çemberden sektikten sonra girip sayı olması. Bunun genelde iyi şutörlerin başına geldiğine inanılır, hani para parayı çeker misali(!), o yüzden terimin adı böyle.

Sign-and-trade: Free-agent olan, yani kontratı biterek serbest kalan oyuncunun, son oynadığı takımla tekrar sözleşme imzalayarak derhal başka takıma takas edilmesi. Genelde, bu takımda en az üç yıl oynayarak Larry Bird haklarını kazanan oyuncuların, takım değiştirirken daha fazla paraya anlaşmaları için kullanılır. Bird hakkını alan oyuncu, NBA kuralları gereği, free-agent olduğunda eğer takımıyla tekrar anlaşırsa, başka takımlarla yapabildiğinden daha yüksek ücrete sözleşme imzalayabilir. Mesela kendi başına farklı bir takımla 4 yıllık sözleşme yaparsa, yıllık artış olarak maksimum yüzde 10 alabilir. Oysa Bird hakkını kazandığı takımla kontrat yenilerse, bu artış yüzde 12.5 olabiliyor. Gitmeye kararlı oyuncu bu yüzden kendi takımıyla tekrar anlaşıyor ve istediği takıma, alabileceği maksimum ücretli yeni kontratıyla takas ediliyor. Eski takımı da bu işten eli boş çıkacağına karşılığında salary cap dahilinde oyuncu almış oluyor. "Sign-and-trade"in 48 saat içinde yapılması gerekiyor. 

Sixth man
: İlk beşte yer almayan en iyi yedek. Oyun ilk giren olması şart değil. En çok süre alan yedek.

Sky-hook : NBA'in tüm zamanlarda en çok sayı atan adamı efsane oyuncu, müstesna şahsiyet, iyi insan Kareem'in icat ettiği bir tür hukşat. Esasen hukşat da sayılmaz zira bu atışta kol, şuta adını veren çengel (hook) pozisyonunu pek almaz. Tek ayak üzerinde rakip potaya dönerek zıplarsın, İki elindeki topu vücuduna yakın yükseltirken tek ele geçirirsin, sonra kolun dimdik yukarıdayken bilek hareketiyle şutunu çekersin. Ne blok çabası işe yarar, ne double team...

Skywalk: "Havada yürüme" tadında sıçrama

Steal : Top çalma.

Stone hand: Ne kadar çalışıp didinse de iyi bir şut stili edinemeyen, dolayısıyla düşük isabet yüzdesine mahkum oyuncu

Sweep: Kelime anlamı süpürme. Playoff serisinde bir takımın rakibini hiç mağlup olmadan elemesi.

Swingman: 2 veya 3 numarada yani skorer gard yahut kısa forvet mevkiinde oynayan, çok uzun boylu olmayan fakat son derece atletik, iyi sıçrayan, gerek jump shotları, gerekse etkili drive ve power movelarıyla sayı üreten elemanlar

Switch
: Savunmadaki iki oyuncunun, tuttukları adamları değiştirivermesi

Technical foul : Top oyunda veya değilken rakibe küfrettin, kavgaya girdin, yumruklaştın, topu yere hızla vurdun yahut rakibe, tribüne, hakeme fırlattın, hakemle dalaştın vs. Teknik faul çalınır. Takımın sahadaki tüm personeli de dahildir buna... Hem hanene bir faul yazılır, hem de para yahut maç cezası alabilirsin.

Three-second violation: "3-in-the-key" diye de bilinir. Hücum oyuncusunun rakip pota önündeki boyalı alanda üç saniyeden fazla kalarak takımına topu kaybettirmesi. Bu yıldan itibaren, alan savunmasının serbest bırakılmasıyla birlikte, savunma yapan oyuncuya, kendi potasının önündeki boyalı alanda da, eğer bir rakibi bire bir savunmuyorsa, üç saniyeden fazla kalmama zorunluluğu getirildi. 

360
: Dripling yaparken yahut drive etmişken kendi etrafında tam dönüşle rakibi ekarte etmek. Spin de denir. Dominique Wilkins, havada trisiksti smaçların babasıydı. Nick "the quick" Van Exel da driplingte iyi becerir. 

Tip-in
: Çemberden sekmiş bir şutu içeriye iteleyip sayı yapmak.

Traffic: Hücumdayken, rakip oyuncuların oluşturduğu kalabalık bölge. 

Trailer
: Fast break'te, karşı potaya en önde giden oyuncuların ardından ikinci dalga olarak deli dana gibi gelen, geriye atılan bir pasla yahut top girmediğinde ribauntu almak/tamamlamak için avantajlı sayı pozisyonu yakalayan eleman. 

Transition
: Top hakimiyet değiştirdiğinde hücumdan defansa yahut defanstan hücuma geçiş. 

Traveling
: Walking diye de bilinir. Topu sürmeden adım atmak. Top taşımak. Steps. 

Triple-double
: Üç kategoride birden iki basamaklı sayılara ulaşmak. Mesela 35 sayı, 12 ribaunt, 16 asist... Yapan adamlara da triple-double-man derler, all around (yani çok yönlü) oyuncu oldukları su götürmez.

Turnover
: Top kaybı.

Turnaround jumper: Yakın savunmadaki rakibe sırtı dönük, driplingle yanaşma, tercihan pivotal movelar ile fake gösterip dönerek cemşata talkma. (Bu arada "jumper" da "J" veya "jump shot" yani cemşat demek.) Eğer bu hareket, rakibe yüklenip aniden geri çekilerek ve dönerken zıplayarak yapılırsa, o zaman turnaround fadeaway jumper olur. Savunmacının gardını dağıtan fakat çok zor bir harekettir. Hem kafa, hem fundamental, hem timing (zamanlama), hem müthiş atletizm, hem de yumuşak bilek gerektirir.

Veteran free agent: Çaylak sözleşmesinden çıkmış ve sonraki sözleşmesi de sona ermiş oyuncu... 

Weak side
: Sahanın, topun olmadığı bölümü.

White man's disease: Beyazların, siyahlar gibi sıçrama yeteneklerinin olmamasına atıf yapan bir deyim Deyimi dilimize, "beyaz adam hastalığı" diye çeviriyoruz fakat bunu, kaz yanmasın diye yapmıyoruz. Zira "White Men Can't Jump" adlı filmin sonlarında, Woody de ortağı Wesley'ye bunun her zaman böyle olmadığını göstermiştir.

Zone : Alan savunması. Şimdiye dek yasaktı, zaten adı da "illegal defense"ti. Artık serbest.

batug.com dan alınmıştır...



Ç Ö K Ü Y O R U Z !
mavroaspro
Sayin yunus bekir ucara soruyorum
Umut
En önemli 10 yanlış
asetat
Tribünlere Dair
JR
Olasılık-Oran-Kar Marjı ve Ödeme Payı
murratti
Kesin bahisi kesin yapan nedir?
emral
Diger basliklar

Evet
Hayır
Fikrim yok

Sonuçlar

Takym O P
Man United
Chelsea
Arsenal
Liverpool
Everton
Aston Villa
Blackburn
Portsmouth
Manchester City
West Ham United
Tottenham
Newcastle
Middlesbrough
Wigan Athletic
Sunderland
Bolton
Fulham
Reading
Birmingham City
Derby County
Full Tablolar

icra checked
www. bahisklavuz.com (c) 2005 - disclaimer  
 

Desteklediklerimiz : Tema Foundation | WWF-Turkey | Kizilay | Mehmetcik Vakfi | Akut | Hollandgroen Natuurmonumenten | Çanakkale Şehitleri Anına

Add to Google