|
NBA terimleri sözlüğü
Airball: Şut çekildiğinde topun ne çembere, ne potaya değmemesi.
Alley-oop pass : Rakip potaya
yönelmiş bir oyuncuya atılan yüksek pas. Elemanın topu havada yakalayıp
smaç atması yahut çemberin içine bırakması ile son bulduğunda daha da
şık olur ve asist sayılır. NBA'de
sıkça rastlanan bir hareket, fakat
bizde olunca jeneriğe girer.
Assist :
Sayı pası.
Backcourt :
Rakip sahada, yani hücumdayken defans sayılan oyuncular. Genellikle gardlar.
Backcourt violation: Hücum eden takım karşı takımın sahasına girdiğinde
bir baskı ile karşılaştığı anda yada karşılaşmaksızın kendi sahasına
dönüp tekrar topla oynarsa geris aha ihlalline girer ve top kaybı olarak
nitelenir.
Backdoor
play: Top yüksek posttaki adama geçirilir. Savunmanın dikkati buna çekilmişken
ters taraftan bir oyuncu kat eder ve ona pas çıkarıldığında açık şutla
basket şansı bulur.
Backup: İlk beşte yer alan pozisyonların birinde oynayan oyuncuların
yedeği.
Ballhandling: Top hakimiyeti... Bunu iyi kuygulayan elemanlara
"ballhandler" sıfatı yakıştırılır.
Bank
shot: Panya tabir edilen, "backboard" yahut "glass"
olarak da bilinen, çemberin ardındaki dik düzleme çarptırılarak atılan şut.
Baseline :
İki potanın arkalarında yer alan, sahanın bitiş çizgisi.
"Endline" diye de bilinir ama kullanılmaz pek.
Bench :
Yedekler.
Bounce pass: Yerden sektirilerek atılan pas... Arapaslarında çok elverişli
bir stildir.
Box
out: Ribaunt için avantaj sağlamak amacıyla, vücudunu kullanarak
rakiple pota arasında pozisyon almak.
Breaking ankles: Crossoverla rakibi geçerken rakibi dağıtıp ters ayakta
kalmasını sağlayan hareketin adı.
Brick: Topun, basket olmakla
alakasız biçimde ve sert şekilde panyaya yahut çembere çarpıp uzağa
sekmesine yol açan dengesiz şut. (Bunları
atanlara da "stone hand/taş elli" denir!)
Body
up someone:
Savunmada vücudu kullanmak. Faul yapmadan yahut hakemin görmeyeceği stillerdeı
faullu hareketlerle rakibi sindirmek, matchup'ı canından bezdirmek.
Bunny :
Markaj altında değil de son derece serbest pozisyonda atılan orta yahut kısa
mesafeli, basket olması çok yüksek ihtimalli şut. "Snowbird" de
denir.
Bury :
Orta/uzak mesafeli şutu gömmek. (Yani sayı olması.) "Drain"
tabirini de kullanırlar yerine...
Butcher: Kelime anlamındaki gibi, aynen; kasap.Sık ve sert ı
faul yapan oyuncu.
Buzzer:? 24 saniye süresi bittiğinde, periyod bittiğinde ya da maç bittiğinde çalınan
düdük
Charging :
Hücum faul.
Cheerleader (chick): Amigoluk yapan kızlar …Diğer tabiri ile pon pon
kızlar
Cherry picking: Savunmaya fazla takılmadan, rakip top kullandığında
ufak ufak ileriye tüyerek, pası aldıktan sonra beleş sayı atmak.
Charity line: "Charity", hayır işi vs. demek. Deyim, serbest
atış çizgisi için kullanılıyor. Faul atışları, kolay sayı bulma kaynağı
olduğu için. Gelin görün ki Shaq, Ben Wallace gibi "stone hand"
adamlara pek faydası dokunmuyor bu hayırsever çizginin!
Crash the boards: Bir uzun adamın pota altında dominant bir maç çıkarıp
yüksek miktarda (20 civarı filan) ribaunt alması. Yahut elemanın bilmemkaçlık
maçlık bir seri ya da ay veya sezon boyunca yüksek (mesela 13-15 filan)
ribaunt ortalamasını yakalaması.
Coast -to-coast:
Sahanın bir ucundan ötekine atılan pas yahut şut.
Crossover: Son derece mühim ve etkili bir driplingle adam geçme
hareketi. Karşındaki savunmacının üzerine top sürerek giderken, sağından
geçecekmiş gibi, topu da sağ eline alıp vücudunla oraya hamle edersin,
rakipte geri geri kendi soluna gitmeye çalışır, o sırada aniden
çapraz driplingle topu sola geçirip acar bir vücut çalımıyla elemanı dağıtır,
ters tarafından geçer gidersin. Crossover'ı iyi olmayan, iyi gard/forvet
olamaz.
Cut: Tam manasıyla kesmek…Top kesmek ,atak kesmek…v.b
Dead-ball
foul :
Top oyunda değilken ve saat işlemiyorken yapılan faul.
Death valley: Ölüm vadisi anlamına gelen bu dramatik terim, sahada
basket kaydetmenin çok zor olduğu anlarda kullanılır. Genelde süper
forvetler ve pivotlar arasında dişe diş ribaunt mücadelesinin filan geçtiği,
sert savunmanın yapıldığı pota altları kastedilir.
Deny the ball: Çok yakın ve sıkı savunma yaparak bir rakibin top
almasına engel olmak.
Dipsy-doo: Top hakimiyeti yüksek, dripling ustası gardın fantaziye kaçıp
top sürerken, pas verirken, fake atarken vs. varyasyon çekmesi, seyircinin gözüne
girmesi ve koçun da gözüne batması!
Dish out: Asist yapmak Hani
futbol argosında "al da
at" tabir edilen paslar var ya, ondan. Hatta Kukoc'un Bulls'daki ilk yılında,
süper asistleri yüzünden lakabı "garson" olmuştu.
Double -team:
İkili sıkıştırma. Topa hakim rakip oyuncuyu iki adamla birden savunmak. Geçen
sezona kadar, alan savunması yasak olduğu için, topsuz adama ikili sıkıştırma
yapılamıyordu çünkü "illegal defense" oluyordu. Artık
o da serbest.
Downtown :
Potaya çok uzak mesafe. Minimum, üç sayı arkının dışarısı...
Dribble :
Dripling. Topu yerde sektirmek, sürmek.
Dunk : Smaç. Slam, slam dunk,
jam de deniyor.
Encore: NBA Action programının NBA terimi haline getirdiği bir tezahürat
lafı. Anlamı: Bis... Yani;
bi daha, bi daha!
Fast
break: Hızlı hücum
Field
goal: Sahanın herhangi bir yerinden atılan basket. 2
sayı, 3 sayı da dahil. FG
diye tabir edilir
Flagrant
foul: Rakibe gereksiz ve sert faul yapmak. Hakemin
yorumuna bağlı bir karar.
Foul
trouble: 6 faulle diskalifiye olmaya yaklaşmış, dolayısıyla daha
dikkatli oynaması gereken oyuncu. Genelde 4 veya 5 faul yapmış olanlar bu
kategoriye giriyor. Erken alınmışsa bazen 3 faul de olur.
Franchise: Takımla ligde mücadele eden organizasyonu en geniş anlamda
tanımlayan sözcük. Örnek vereyim zira anlamı derin; mesela Lakers
franchise'ı denince, Los Angeles Lakers değil, eskiden Minnesota'da kurulu,
Minneapolis Lakers olarak NBA'de mücadele eden, ardından kent değiştirerek
(relocation) Los Angeles'a taşınan takımın, geçmişinden bugüne tümü
kastediliyor. "Franchise", bu anlamından hareketle, bazı dominant
oyuncular için de kullanılabiliyor, "tek başına takıma bedel"
anlamında, "franchise player" olarak.
Free agent: Herhangi bir takımla kontratının süresi sona ermiş
yahut ilgili maddeler kullanılarak kontratı kendisi, takım yahut komisyon
tarafından iptal edilmiş oyuncu.
Frontcourt :
Rakip sahada karşı potaya yakın oynayan elemanlar. Genellikle uzunlar, pivot
ve forvetler.
Garbage
time: .
Bütün
süperstarların bir adet garbage-time yedeği bulunur. Genelde yıldız oyuncu
ortalığı kasıp kavurup "ben bir Gatorade içeyim" der (ki bu da,
sonucu belli olmuş bir maçın sonlarına denk gelir), sonra bu arkadaşlarımız
koçun emri ile oyuna dahil olurlar. Maçın kaderini değiştirecek zamanları
ise havlu sallayarak veya benchte yanında oturan takım arkadaşı ile itişip
kakışarak, hayvan şakası yaparak geçirirler.
Give-and-go :
Futboldan verkaç olarak bildiğiniz hadise... Topu
arkadaşına pas verip kat etme.
Glass cleaner: Ribaunt işinde ustalaşmış ve bu kategoride ortalaması
yüksek eleman. Rodman olur, Jayson Williams olur... Yaşayanlardan Mutombo,
zaten bu işin profesörüdür. Oyunucunun illede
uzun olması gerekmez. Marion
gibi undersized oyuncularda da
glass cleaner çıkabiliyor.
Goaltending :
Hakemin, girmemiş olan bir şut için sayı kararı vermesi. Sebepleri, şut
potaya doğru inişe geçmişken savunma oyuncusunun dokunması, panyadan sekmiş
çembere giden bir topa temas (inişte olmasa bile) veya çemberin üzerindeki
hayali silindirin içinde olan topa müdahale etme.
Gunner :
Silahşor. Zırt pırt şut kullanan. Mesela Ivy, Stack vs.
Hand-checking :
Savunmacının, defans yaptığı rakibe eliyle şarj uygulayarak pozisyonunu
bozması. Elini ancak koyabilir, iter yahut çekerse, hand-checking violation,
yani faul olur.
Hang
time :
Şut, smaç yahut turnike (drive) için sıçramış oyuncunun havada kalma süresi.
(Jordan, Carter, Kobe gibilerinki hang hour da sayılabilir!
High
post :
Serbest atış çizgisinin dolayları...
Home/road games: Home game, takımın kendi sahasında yaptığı maç
demektir. Road game iise deplasman maçı demek
Hook shot :
. Çengel atış.
Hoop :
Çember. Argoda ise baskebol anlamında. Let's play hoops!
J :
Cemşat.
Jump
ball :
Cembol. Hava atışı. Hakemin işin içinden çıkamadığında verdiği karar.
Duruma göre santrada yahut yakın olduğu potanın faul çizgisi üzerinde vuku
bulur.
Jump
hook : Sıçrayarak
hukşat. Yolunu bilirsen, blok yapılması imkansız şut.
Lane :
Boyalı alan, üç saniye koridoru, bizdeki ampul! "Key"
yahut "paint" diye de bilinir.
Larry Bird hakları: Bir takımda en az üç yıl oynayan oyuncunun o takımla
tekrar anlaşmak için kazandığı ekstra kontrat ve ücret avantajları. Larry
Bird haklarını alan oyuncu, NBA kuralları gereği, free-agent olduğunda eğer
takımıyla tekrar anlaşırsa, başka takımlarla yapabildiğinden daha yüksek
ücrete sözleşme imzalayabilir. Mesela kendi başına farklı bir takımla 4 yıllık
sözleşme yaparsa, yıllık artış olarak maksimum yüzde 10 alabilir. Oysa
Bird hakkını kazandığı takımla kontrat yenilerse, bu artış yüzde 12.5
olabiliyor. Yine Bird hakkıyla aynı takımla kontrat yenilerse süresi 7 yıl
olabiliyor fakat başka takıma giderse maksimum 6 yıl için imzalayabiliyor. (Örn:
Chris Webber, Allan Houston, Michael Finley gibi oyuncular bu off-season'da takımlarıyla,
kazanmış oldukları Bird haklarını kullanarak maksimum süre ve/veya ücrete
anlaşmalar yaptılar. Eğer sign-and-trade olmadan başka takıma gitselerdi,
bu ücretleri/süreleri alamazlardı.) Bird hakkı kullanılarak kontrat
yenilenen oyunculara verilen bu ekstra ücret ve yıllık artışlar, salary
cap'e dahil edilmiyor. Bu kuralın çıkışıyla birlikte yararlanarak ilk
kontrat yenileyen oyuncu Celtic Larry Bird olduğu için adı da öyle kaldı.
Benzer şey, daha az bir ekstra ücret ve yıllık artış oranıyla, takımında
iki yılını dolduranlar için "Early-Bird hakları" ismiyle de
kullanılıyor. Fakat tabii iki yıl oynayıp Early-Bird haklarıyla kontrat
yenilemektense oyuncu bir yıl daha direnip sonra Full-Bird haklarıyla maksinun
sözleşme yapmayı tercih ediyor.
Layup: Turnike diye bildiğimiz hareketin sonunda topu çembere bırakmak.
Fakat NBA'de layup'ın illa ki üçadımdan sonra olması gerekmiyor. Aldın
asisti pota altında, zıpladın ve mesela finger roll yahut baby hook ile
fileye bırakabiliyorsunuz
Loose-ball foul: Top hiçbir takımın kontrolünde değilken yapılan
faul. Mesela ribaunt mücadelesinde veya boşta yuvarlanan topa koşarken...
Lottery :
Playoffa giremeyen takımlar arasında çekilen ve draft ilk turundaki ön sıralarda
kimin seçim yapacağını belirleyen kura.
Low post: Potanın iki yanındaki bölgeler.
Money shot: Kendi şutunu yarattıktan yahut rahat top kullanabilecek
yere tüyüp asisti aldıktan sonra basketi lambalamak. Daha ziyade üçlükler
için söylenir.
Net :
File
Nothing but net: "Tuf" sesi çıkararak çembere değmeden
giren şut. Deliksiz! Ortaokulda oynana malum oyunda iki sayı yerine geçer!
Outlet
pass :
Savunma ribaundu aldıktan sonra, fast break'e kaçmakta olan, yarı sahada
yahut daha da ilerideki bir arkadaşına pas atma. Pas eğer, çoktan rakip
potaya yanaşmış bir elemana ve tek elle atılmışsa, "baseball
pass" denir ve yukarıda izah ettiğim "coast-to-coast" terimi de
geçerli olur.
Over
the limit :
Takımın bir periyodda dört faul limitini aşması. Karşı takım bu
limitten sonar artık her faulde serbest atış kullanacak.
Overtime :
Oyunun uzatmaya gitmesi... Bir tanesi 5 dakika... Biri önde bitirene dek
tekrarlanır
Palming :
Dripling yaparken elini, topu avuçlayacak şekilde alta getirmek. Topu taşımak.
Penalty
situation :
Over the limit ile aynı şey.
Pick :
"Screen" de denir. Perdelemek. "Skrin koymak" da denir...
Takım arkadaşının peşindeki rakip savunmacının koşuyoluna önceden gelip
dikilmek. Hareketli olursan hücum faul çalınır.
Picpocket: "Steal" diye de açıklanan top
çalmanın, çaldıranı iyice yerin dibine batıran söylemi... Hani nasıl
"steal" çalmak demek, "pickpocket" da yankesicilik anlamına
geliyor zaten.
Pickup
games:
Antrenman maçları. Genelde
tek pota.
Pick-and-roll :
Top süren arkadaşına perde koyup içeri devrilir, sonra onun pasını alıp
şutu kullanırsın. İyi yapmışsanız, pası aldığında rahat şut atarsın.
Pill :
Hap demek ve top için kullanılır.
Player-control
foul : Hücumdayken
fakat şut kullanmıyorken yapılan faul.
Point
guard :!
Oyun kurucu..
Possession: Top hakimiyeti
Power
forward :
Uzun forvet. Hem sayı
atıp hem ribaunt alan oyuncu
Press :
çok yakın savunma yapmak. Baskı.
Pump
fake :
Şut atarken önce topu kaldırıp sonra geri çekip savunmacı rakibe aldatma
vermek.
Putback: Çemberden dönen topu içeriye itelemek. "Tip in" de
tabir edilen tamamlama hamlesi.
Quadruple-double: Dört kategoride birden iki basamaklı sayılara
erişmek. Mesela 32 sayı, 16 ribaunt, 11 asist ve 10 blok. Hakeem'in yapmışlığı
vardır, bir de Amiral.
Rainbow: Uzaktan atılan bombeli şut.
Rainmaker: Karşılaşmanın son anlarında, gitti denilen maçı çok
zor şartlar altında kullandığı bir şut ve muhtemelen üçlük bir basket
ile çeviren, uzatmaya götüren yahut kazanan eleman.
Rebound: Dönen topu almak
Rejection :
Top kesme.
Reverse: dripling esnasında aniden 360 derecelik dönüş yaparak karşıdaki
savunmacıyı ekarte etmek. Dönüş tamamlandıktan sonra dripling, top dönüşten
önceki tarafın aksi yönüne geçirilerek sürülmeye devam edilirse daha hoş
bi demarkaj elde edilir. NBA'de "spin move" diye tabir edilir. (reverse
jam ve reverse layup diye terimlere de önayak olmuştur bu sözcük
ki, ilki ters smaç, diğeri ise ters turnike olarak dilimizde mana bulur.)
Rim: Çember.
Rock :
Kaya anlamında, top için kullanılır.
Rookie: Çaylak adam. NBA'de ilk sezonunu oynayacak, oynamakta yahut henüz
oynamış olan
Run-and-gun: Ofans transition'a dayanan, takımın hızla hücuma çıkıp
etkili şutörleriyle rakip savunma yerleşmeden sayı bulmasını ifade eden
bir oyun tarzı terimi
Running
jumper:
Jumpshot'ın aksine, hareketli halde atılan şut
Sag :
Savunmada kendi adamını bırakıp ikili sıkıştırma için arkadaşına yardıma
gitme.
Screen :
Perde.
Set
shot : Hücum seti sırasında
boş kalıp sıçramadan atılan şut. NBA'in ilk yıllarında kullanılan birşeydi,
artık çok nadiren rastlanıyor. Esasen Sam Perkins dışında yapan kaldığını
sanmıyorum.
Set someone up: Takım arkadaşına elverişli şut yahut sayı atma
pozisyonu yaratmak
Sharpshooter: Boş bıraktığın an açık alandan genelde üçlükle
cezayı kesen keskin nişancı şutör demek. Zamanında
Steve Kerr, Dan Majerle, Glen Rice böyle adamlardı. Favorim
ise Rex Chapman'dır.
Shoot the lights out: Her attığını sokmak.
"He's
hot" veya "he's on fire" diye de tanımlanır. Bu formata giren
adam, kariyerine muhtemelen 40-50 sayılık, torunlarına anlatacağı bir maç
eklemek üzeredir.
Shot
clock :
Hücum süresi olan 24 saniye... Şutu çektin, çektin... Olmadı,
ver topu rakibe.
Shooter's bounce: Şutun çemberden sektikten sonra girip sayı olması.
Bunun genelde iyi şutörlerin başına geldiğine inanılır, hani para parayı
çeker misali(!), o yüzden terimin adı böyle.
Sign-and-trade: Free-agent olan, yani kontratı biterek serbest kalan
oyuncunun, son oynadığı takımla tekrar sözleşme imzalayarak derhal başka
takıma takas edilmesi. Genelde, bu takımda en az üç yıl oynayarak Larry
Bird haklarını kazanan oyuncuların, takım değiştirirken daha fazla paraya
anlaşmaları için kullanılır. Bird hakkını alan oyuncu, NBA kuralları
gereği, free-agent olduğunda eğer takımıyla tekrar anlaşırsa, başka takımlarla
yapabildiğinden daha yüksek ücrete sözleşme imzalayabilir. Mesela kendi başına
farklı bir takımla 4 yıllık sözleşme yaparsa, yıllık artış olarak
maksimum yüzde 10 alabilir. Oysa Bird hakkını kazandığı takımla kontrat
yenilerse, bu artış yüzde 12.5 olabiliyor. Gitmeye kararlı oyuncu bu yüzden
kendi takımıyla tekrar anlaşıyor ve istediği takıma, alabileceği maksimum
ücretli yeni kontratıyla takas ediliyor. Eski takımı da bu işten eli boş
çıkacağına karşılığında salary cap dahilinde oyuncu almış oluyor. "Sign-and-trade"in
48 saat içinde yapılması gerekiyor.
Sixth
man :
İlk beşte yer almayan en iyi yedek. Oyun ilk giren olması şart değil. En çok
süre alan yedek.
Sky-hook :
NBA'in tüm zamanlarda en çok sayı atan adamı efsane oyuncu, müstesna şahsiyet,
iyi insan Kareem'in icat ettiği bir tür hukşat. Esasen hukşat da sayılmaz
zira bu atışta kol, şuta adını veren çengel (hook) pozisyonunu pek almaz.
Tek ayak üzerinde rakip potaya dönerek zıplarsın, İki elindeki topu vücuduna
yakın yükseltirken tek ele geçirirsin, sonra kolun dimdik yukarıdayken bilek
hareketiyle şutunu çekersin. Ne blok çabası işe yarar, ne double team...
Skywalk: "Havada yürüme" tadında sıçrama
Steal :
Top çalma.
Stone hand: Ne kadar çalışıp didinse de iyi bir şut stili
edinemeyen, dolayısıyla düşük isabet yüzdesine mahkum oyuncu
Sweep:
Kelime anlamı süpürme. Playoff serisinde bir takımın rakibini hiç mağlup
olmadan elemesi.
Swingman: 2 veya 3 numarada yani skorer gard yahut kısa forvet mevkiinde
oynayan, çok uzun boylu olmayan fakat son derece atletik, iyi sıçrayan, gerek
jump shotları, gerekse etkili drive ve power movelarıyla sayı üreten
elemanlar
Switch :
Savunmadaki iki oyuncunun, tuttukları adamları değiştirivermesi
Technical foul :
Top oyunda veya değilken rakibe küfrettin, kavgaya girdin, yumruklaştın,
topu yere hızla vurdun yahut rakibe, tribüne, hakeme fırlattın, hakemle dalaştın
vs. Teknik faul çalınır. Takımın sahadaki tüm personeli de dahildir
buna... Hem hanene bir faul yazılır, hem de para yahut maç cezası
alabilirsin.
Three-second violation: "3-in-the-key" diye de bilinir. Hücum
oyuncusunun rakip pota önündeki boyalı alanda üç saniyeden fazla kalarak
takımına topu kaybettirmesi. Bu yıldan itibaren, alan savunmasının serbest
bırakılmasıyla birlikte, savunma yapan oyuncuya, kendi potasının önündeki
boyalı alanda da, eğer bir rakibi bire bir savunmuyorsa, üç saniyeden fazla
kalmama zorunluluğu getirildi.
360 :
Dripling yaparken yahut drive etmişken kendi etrafında tam dönüşle rakibi
ekarte etmek. Spin de denir. Dominique Wilkins, havada trisiksti smaçların
babasıydı. Nick "the quick" Van Exel da driplingte iyi becerir.
Tip-in :
Çemberden sekmiş bir şutu içeriye iteleyip sayı yapmak.
Traffic: Hücumdayken, rakip oyuncuların oluşturduğu kalabalık bölge.
Trailer :
Fast break'te, karşı potaya en önde giden oyuncuların ardından ikinci dalga
olarak deli dana gibi gelen, geriye atılan bir pasla yahut top girmediğinde
ribauntu almak/tamamlamak için avantajlı sayı pozisyonu yakalayan eleman.
Transition :
Top hakimiyet değiştirdiğinde hücumdan defansa yahut defanstan hücuma geçiş.
Traveling :
Walking diye de bilinir. Topu sürmeden adım atmak. Top taşımak. Steps.
Triple-double :
Üç kategoride birden iki basamaklı sayılara ulaşmak. Mesela
35 sayı, 12 ribaunt, 16 asist... Yapan adamlara da triple-double-man derler,
all around (yani çok yönlü) oyuncu oldukları su götürmez.
Turnover: Top kaybı.
Turnaround jumper: Yakın savunmadaki rakibe sırtı dönük, driplingle
yanaşma, tercihan pivotal movelar ile fake gösterip dönerek cemşata talkma.
(Bu arada "jumper" da "J" veya "jump shot" yani
cemşat demek.) Eğer bu hareket, rakibe yüklenip aniden geri çekilerek ve dönerken
zıplayarak yapılırsa, o zaman turnaround fadeaway jumper olur. Savunmacının
gardını dağıtan fakat çok zor bir harekettir. Hem
kafa, hem fundamental, hem timing (zamanlama), hem müthiş atletizm, hem de
yumuşak bilek gerektirir.
Veteran free agent: Çaylak sözleşmesinden çıkmış ve sonraki sözleşmesi
de sona ermiş oyuncu...
Weak
side :
Sahanın, topun olmadığı bölümü.
White man's disease: Beyazların, siyahlar gibi sıçrama yeteneklerinin
olmamasına atıf yapan bir deyim Deyimi
dilimize, "beyaz adam hastalığı" diye çeviriyoruz fakat bunu, kaz
yanmasın diye yapmıyoruz. Zira "White Men Can't Jump" adlı filmin
sonlarında, Woody de ortağı Wesley'ye bunun her zaman böyle olmadığını göstermiştir.
Zone :
Alan savunması. Şimdiye dek yasaktı, zaten adı da "illegal
defense"ti. Artık serbest.
batug.com dan alınmıştır...
|